7 Mayıs 2012 Pazartesi
Süt ve Sanat
Çocukluk gökyüzündür senin, şahsi,
Nereye gidersen git bundan gayri,
Peşindedir, gölgen sanki...
Çocukluğun sıcacık bir battaniye yahut ,
Tavuk suyuna, limonu bol, dumanı tüten bir çorbaysa
nesindir?
Ya da ne olursun ?
Yeni açmış ama ayazda kalmış, gül goncasıysan,
yanlış mevsimin birinde?
Mutluluların ve huzurun evrenindeyse çocuk halin,
Gelir keyfin ömür boyu,
Tasalansan da bulursun,
El yordamıyla da olsa bir çıkış yolu.
Tükenmiş ilişkinin ya da hırpalayan öfkenin zoraki atmosferinde,
başlamışsan büyümeye,
Hep birşeyler güdük kalır gönlünde,
Ne kadar gelişse de bedenin.
Nesneysen, taşınan, götürülüp getirilen,
yedirilen ve büyütülen,
Hep nesne kalacaksındır, kesin,
Yazılır alnına daha el kadarken kaderin.
Soruluyorsa fikrin, alınyorsa gönlün,
Kıymetini bilirsen ufaklıktan daha "Afedersin"in ya da
İçten bir "Teşekkür"ün,
Adam olursun ,eğilip bükülmez, som olur, hem ruhun
hem de karakterin .
Kanatlara, mutlak bilgiyi arayıp bulmak için,
ve köklere, unutmadan kim olduğunu yarınlar kurmak için,
sahip olan adamı,
Kimse tutamaz, dünya denen hediyesi bol cennette....
Fakat büyüyorsan yozlaşıp değiştirilen bir sürü değerin gölgesinde,
Bugün kesin olana yarın bakılıyorsa vatanında şüpheyle,
Mantık da felsefe de mesnetsiz, loş bir boşlukta sallanır .
İçtiğin sütten bile soğutulursan daha küçücükken,
Hangi beyazlık seni tüm karalardan kurtarır?
Eğlenmek için gönlünce birşeyler kurgulayıp oynamak,
evcilikle veya savaş oyunlarıyla başlar,
Her insan yavrusunun evriminde.
Sonrasında okur, yazar, çizer,dinler, tasarlar,
Aydınlanmanın doğru evinde.
Salt ilahiyat ve getirdikleriyle dolarsa dağarcık,
Deşifre edilemeyen yabancı bir alfabeyle,
Yerinde sayacaktır beyin bin yıl evvelinin ihtişamlı ama müphem gerçeğiyle...
Ökseye tutulmuş ve bilimden uzaklaşıp başka zaman ve mekanın,
Tüm külliyatıyla dolan, küçük dimağı,
Ancak ve ancak sağaltıcı ve yüreklendirici gücüyle sanat rahatlatır,
Vantilatör olur havalandırır,bir güldürür, bir ağlatır,
Ama son kertede daima insanlığını hatırlatır.
Yedi düvelde hal böyleyken böyledir,
Süt beyaz ve temiz, sanat hür ve modern diye ,
Evelallah ne papa kızar ne haham cezalandırır.
Laikliği sindiren her toprakta bilim, sanat, teoloji ,
Kendi kulvarlarında pek ala kardeş kardeş yaşatılır.
Laubalilikle şirinliği,
Yobazlıkla dindarlığı,
Recm edilmekle karikatürü çizilmeyi,
Ben üfürdüm olduyla gerçek edebiyatı,
Erotizmle pornografiyi,
"Mahsusçuktan"la gerçeği,
Mizah ,matrak, ve gırıgırla,
Ciddiyet, resmiyet ve formaliteyi ,
Ayırdedemeyen,
Örümcek kafalı, kinli,dinli, cinli...
Yabancıyı nasıl olursa olsun gavur, kefere,
dindaşını kim olursa olsun kardeş ve aile belleyen,
kendini tanımaktan aciz, güdülmeye muhtaç kimliksizliktir,
Sütü ve sanatı elinden alınan çocuğa biçilen...
Tiyatronun "şehri "de vardır "devleti" de dünyanın her köşesinde,
"Işığı alnında ilk gören" olarak bir zamanlar tanımlanan,
Bugünse "entel bozuntusu, solcu parçası" diye yere çalınan,
Sanatçıların mağdur edildiği bir ülkede,
Sütü bozuklar!!!!! Ya silkelenip kendinize gelin,
Ya da geldiğiniz gibi artık gidin!
Fıtrat Ahu Özçelik
7Mayıs 2012 / Aşağı Ayrancı -Ankara
3 Mayıs 2012 Perşembe
Sana dün bir çukurdan baktım aziz İstanbul
İstanbuldayim, bahar sarhosuyum...
Erguvanlar, mor salkımlar, laleler arasında, icim gecmis, mayhoşum.
Boğaziçi, Adalar, Moda ve Bağdat caddesi,
Asmalımescit, Cihangir, Nişantaşı, İstiklal Caddesi,
Cüzdan ve karaciğer düşmanı sadece birkaç durak burada...
Mahşer provası yapılıyor yine , her sıfatla yeniden ete kemige bürünen 'megaköy'
İstanbul'da.
Mistik, kakofonik, grotesk, pikaresk ve bir o kadar da arabesk!
Ortadoğu ve küçük Asya'nın sekizbin yaşındaki en seksi dişisi ,
Foyasi dökük mücevheri, fakat hala mihrabi yerinde, marifeti meshur kevaşe eskisi,
Yedi tepesi delik deşik edilmiş, yeryüzünün mutevvefa cenneti,
Kimi neyi ararsan kolaylikla Mevlanı da belanı da bulabileceğin dünya sehri.
Çarşaflısından tut , kıçının çatalını açanına kadar, her türlüsüyle karşılaşırsın burada belli.
Purosunu yatında tüttürüp Proseccosundan bir yudum alanına da,
Arkasından dört karısını tespih tanesi gibi dizmiş sakalı belinde,
Şalvari götünde, çatık kaşıyla bin yıl öncesine hayran yaşayanına da ,ancak,
Balonsuz karikatürize tiplerin anavatanı , bu kentte, başbaşa yaşarlarken rastlarsın.
Bir kent ki içinde yaşayıp daha denizi görmeyeni de var,
Bizans'ı kahpe belleyip Fatih Sultan Mehmet'i yalnızca köprü adı sananı da var.
Miskamberden çürük dişli ağız kokusuna,
Yeni yetme garsonun terinden ,asgari ücret fiyatında parfümü boca edip gezinen assolistin kokusuna kadar,
Her tür rayiha karışmış danseder durur İstanbul semalarında.
Kafası karışık gariban yayalar, jipine kurulmuş sıkma baş ablalar,
freni patlamış dev tırlar,
Klavuzsuz salınırken Boğaz'ın sularında yalılara bindiriveren afallamış tankerler,
Yolların sahibi sanrısıyla tozu dumana katan minibüs şoförleri ve turist avında köpekbalığı gibi trafikte sinsice yüzen taxiler....
İster inanın ister inanmayın hepsi hercü merc olmuş su Sehr-İstanbul'da...
Yangınlarla, depremlerle,sellerle, kuşatmalarla gitgide kasarlanmis,
Her göç dalgasında biraz daha tuhaflaşıp başkalasmis,
On yılda bir gömlek değiştirip nice katliamlara gözlerini kapamış,
Ne kadar boka batsa, değeri taşrada altın fiyatı gibi hep artmiş,
Başkent olmasa da eski payesine sımsıkı sarılmış, derdi de dermanı da bol İstanbul...
Müptelan ve müdavimin her daim ne çok , sana da yazık ,
Ne yapsan yeridir bu gözü dönmüs 'İstanbulluyum 'demekten gururlu ,
Ve seni bu hallere sokmaktan sorumlu, densiz insan güruhuna...
Aziz İstanbul...
Suadiye'li afu Suadiye'den bildirdi, şimdi reklamlar.....
Afu Enhakikiozcelik
Mayıs 2012 Istanbul
20 Nisan 2012 Cuma
Masal Masal Matitas
Kardeşim devran değişti ama masallar aynı kaldı,
Andersen'i ve Grimm Biraderler'i koyu bir naftalin kokusu sardı,
İndirdim çocukluğumun tozlu raflarından herbirini, güve ölülerini silkeleyerek,
Hayale daldım, gavurun masalını günümüz Türkiye'sinde düşünerek.
Ya bir vardı, ya bir yoktu,
Pireler tellal ve de develer berberdi,
Şimdi pireler yandaş gazeteci, develer "hair designer" oldu.
Evvel zamanı bugüne devşirip samanı kalburdan geçirdim,
Üç beş masalı yirmibirinci yüzyılın tefine yerleştirdim,
Kimine isot kattım, kimine bir iki kuple küçük emrah çeşnisi verdim.
Masalların sonlarını gerçeklerle çarptırıp acı acı bitirdim.
Türk masal kahramanı olmak bugün neymiş, anlayalım istedim.
Haddimi bilmeden , gökten düşen elmaları sizden önce yedim.
Bugünün büyümüş gibi yapan abi ve ablalarına ithaf ederim,
İçindeki çocuğa sahip çıkanlara bilhassa hürmetlerimi bildiririm.
Mahallenin delisi olmak değil aslında hedefim,
Ama mizahla kolkola gezdikçe delilik, bu rütbeye de eveallah talibim....
PAMUK PRENSES: (Grimm Biraderler bu masalı 1823'te, Almanya'da, yıllar sonra aklıevvel bir Türk tarafından ;doğan model arabayı şahine modifiye edercesine; değiştiriliceğini bilmeden yazıvermişler.)
Girizgaha lüzum yok , hikayeyi bilmeyen bu gezegenden değildir bence.
Kocası ölen üvey anne kıl kaptığı pamuk prensesi ormana bir avcı eşliğinde katledilsin diye yollayıncaaaaaaaa bizim kız avcının elinden iyi bir muamele karşılığında güç bela kurtuldu.
Taxim Ormanlarında ; Ulu tinerci ağaçlarının, Yankesici bitkilerinin ve Zampara tilkilerinin yanından sıyrılıp tam kurtuldum sandığındaysa kendini Yedi Cüce'nin meşhuuuuuuuur kerhanesinde vesikasız çalışırken buldu. Yapılan ani bir baskında fişlendi ve kodese yollandı.
Pamuk teni orada iyice kirlenip soldu, karaya çaldı.Temiz ağzı bozuldu, üvey anasına okkalı bir sinkaf savurdu. İşbu nedenle "P" harfi düştü ,yerine imamevindeki yüksek ablalar tarafından oy birliğiyle "Y" harfi kondu. "Yamuk Prenses made in TR" oldu.
"Gel kız ağnnnnatsana acık masalını da şöööle bi gülek, soğna da çay dök hepimize hadeee." gibi muhabbetlerle masaldan gerçeğe jet hızıyla bir geçiş yaptı. Grimm Biraderler'in mezarda kemikleri sızladı.
Bizim kızın halen Adana pavyonlarında icra-i sanat eylemekte olduğu rivayet olnur.
Yedi cüceye gelinceeeeeee, biri milletvekili adayı oldu, biri AIDS'ten eşek cennetini boyladı. İkisi hapisanede telef oldu, diğer ikisi emlakçı süsü vererek sahte kumarhane işletmeye soyundu.(Toplam kaç oldu? Altı. Dur bi tane daha ekleyeyim.)
Neşeli olanı dünya işlerinden elini eteğini çekti. Kendini toptan dine verdi, üç beş sureyle biriki hadis-i şerifi ezberledi, sakalını sıvazlayıp cübbesini giydi, hoca efendi olup köşeyi birkaç kez döndü.
Üvey anne mala mülke bir güzel kondu, konuşan aynayı kırdı, yerine ayna kılıklı bir "image maker" tuttu.Paparazzileri "şen dul" olarak peşinden epey koşturdu.
Prense mi ne oldu??? Bu devirde prens mi kaldı yahu?
Kimse eremeyince muradına bize kerevet merevet yalan oldu....
CİNDERELLA (Fransız masalı, 1697'de Charles Perraut abimiz yemeyip içmeyip yazmış, ben bozuyorum.Okuyuverin anacım..)
Nam-ı diğer Kül kedisi.
Bu kızımız da pamuk prenses gibi babasının tüm servetini (Bodrum Yalıkavak'ta devre mülk, Etiler'de ve Bebek'te ikişer daire, bankada yüklü bir vadeli mevduat hesabı, memlekette on dönüm arazi, Çınarcık'ta yazlık ) göz göre göre üvey trioya (kokoş anne ve gudubet kızları) kaptırdı.
(Babalar günümüzde de üvey anaya mal mülk almaya haaaaalaaaa bayılıyor. Bu yüzyılda da burası aynı kalıyor masalın.)
Kızkardeşleri zengin koca namzetleriyle "güvercin takla", "elim elinde, elin neyimde" gibi zeka oyunları oynarken bizimki mutfakta ,ocağın yanında ,en ucuz marka sigarasını iyilik perisini beyhude bekleyerek tellendirdi.
Sonra baktı gelen giden yok, umudunu kesti. Kabaktan tatlı yaptı , fareleri zehirledi. O sırada çöpü almaya gelen kapıcının oğlu "gel kaçalım kız" deyince pabucunun tekini giyemeden kaçıverdi. Bi çabuk halvete girip arka arkaya üç oğlan bir kız peydahlayıverdi.
Hayırsız kocası iki yakasını bir araya hiç bir zaman getiremeyince bizimki gündelikçi oluverdi. Günlüğü 80TL'ye temizlediği evlerde atılacak dergilerin kapaklarında "falancagillerin oğlu filancayla görkemli bir düğünle dünyaevine giren" üvey ablalarına bakıp sicim gibi yaş döktü.
Ne külü kaldı geride ne de kedisi...
Gökten onun payına 9 numaranın çöpü bir de unuttuğu plastik ayakkabısının teki düştü...
RAPUNZEL : (Bunu da bizim Alman kardeşler Grimms yazmış)
Ben Remziye diyorum.
Remziye'nin anası birgün marketin birinde zengin bir kadının alışveriş sepetinden rokfor peyniri, çilek bir de üzerine bitter çikolatayı ona hiiiiç çaktırmadığını sanarak bir güzel aşırır.
Anası fakir ve düpedüz özentidir ve evdeki bulgur ve makarnadan gözü dönmüştür de ondan bu hırsızlığı yapmıştır. Yoksa Rokfor'u nerden bilecek allasen.
Paranın satın alabileceği herşeye sahip ama bir türlü çocuk sahibi olamayan, çok taşlı, İstanbul Türkçesi konuşan abla, Remziye'nin anasını şişmiş karnı yüzü suyu hürmetine affeder. Kadın bizimkileri takibe alır , önce bunları iyi bir besler, doğumda cumhuriyetini takar, pastaneden bebek şekerleri yaptırır. Sonra da ağzındaki baklayı çıkarır "Sizin yanınızda bu kız zayii olur bana verin,ben okutup büyüticiiiiim" der.
Remziye'nin çarıklı, şark kurnazı anası "Nasıl olsa biz dışarlıklıyıh,alllaaan emri daaaa ben üç beş doğururum, sen bize Gültepe'den bir gecekondu, bir de elden düşme bir Serçedes alacak gaymeyi ver, gız senindir."deyip fiyatını açıklar.
Zengin Abla, Remziye'ye paranın vereceği herşeyi verir, onu kolejlere yollar,özel hocalar tutar, Bebek parklarında, İstinye Parklarında neyin tur attırır amma nafileeeee.
Remziye nato mermer nato kafadır. En sevdiği yemek bulgur ve en sevdiği ders Din Kültürü ve Ahlaktır.
Saçı kıçına değer, aklı boş bir kızdır.Arkadaşları cefe, pastane, sinema gezerken bu evde oturup ya tavana bakar ya da sabahtan akşama Flash TV'deki Evlere Şenlik, Dest-i İzdivaç ve Gerçek Kesit gibi "sosyal içerikli" TeVe programları izler durur.
Bir gün badem bıyıklı, nur yüzlü bir abiyle bir parkta karşılaşırlar.Gayet namuslu ve uslu uslu menkıbelerden ve sahabelerden, peygamber efendimizin iyi ahlakından konuşmaya başlar abimiz. Bizim kız bu kar beyaz çoraplı, fıstık yeşili takım elbiseli, gür kara saçlarını limon suyuyla yana taramış, tespihli, ucuz gülyağı ve hafif ter karışığı kokusu olan al yanaklı delikanlıya abayı yakar.
Diğer buluşmalarında abi ona kapanmanın faziletini ve saçının çok uzun olduğunu, sıkmabaş bir stilin onu ne kadar açacağını anlatır. Mantonun uzununu, eşarbın dallı güllüsünü, sürmenin her türlüsünü ballandıra ballandıra tarifler.
Remziye mest olmuş, bizim dini bütün diğer tüm değerleri yarım abiyle gizlice imam nikahını kıyıvermiştir bile.
Suzan Avcı kılıklı, varsıl analığı , olan biteni öğrenince sekte-i kalpten hakkın rahmetine kavuşur. Ölüm hak miras helal olunca da Remziye ve helali paralara bir çabuk konar ve devrin önemli, söz sahibi kişilerinden oluverirler.
İlk iş evlerini haremlik selamlık olarak böler, her tatilde Umre'ye giderler. ABD Pensylvania'daki dostları sayesinde de muhabbetlerine muhabbet katmışlardır zaten.
Söz dinleyip 5 evlat yaparlar ve ölen analığın adına da ayıp olmasın diye bir çeşme bir de imam hatip okulu yaptırırlar... Rokfor peynirini gavurun bozuk küf kokulu peyniri diye semtlerine bile sokmazlar elbet....
Remziye mutlu, dini bütün bir falanca parti kadınlar kolunda faaliyet gösterir, kokulu abi ihalelerden ihale beğenerek kırk katlımı, kırk yatlı mı kontartlara imza atar dururlar.
Gökten düşen hurmaları parti seçim kampanyasında dağıtırlar, çooooooook kıyak bir hayat yaşarlar.
Amin.
HANSEL VE GRATEL : ( Yine Alman biraderlerin işi. Şaka maka İkiyüz yaşına girmiş bir masal.1812 de yazılmış.)
Hani iki sevimli evlat yine üvey ana kumandasındaki aciz ve uçkur düşkünü, heder olasıca babaları tarafından terkedilmek üzere yola çıkmışlardı ya. Hatırladınız mı??? Hah işte o yanaklarından kan damlayan, mavi gözlü,temiz pak giyimli kadersiz masal kahramanları var ya....
Attıkları lokmalarla geride bıraktıkları evi bulmak için çıktılar ya. Devir bozuk şekerim...Lokmaları sen organ mafyası bul, bunları tenhada kıstır ikisinden de bir güssssel sakatatı toparla, topukla kaç. (Ay çok dramatik bir giriş oldu...)
Bu garipler aval aval gezerken bu seferde şahane bir pastaneye aç bilaç dal makaron, milföy, ekler allah ne verdiyse gövdeye indir.Pastanenin sahibi Sübyancı Suphiye sen bunları bul. Başka herbişeylerden üçer beşer ısmarla sonra eve davet et.
Pornocu Peyami'ye bir telefon çak, çocuk pornosu olayına tam gireceklerken gürültüden şikayetçi alt kat komşuları tarafından çağrılan polis evi bassın , çocukları son anda kurtarsın.
(Zor aldım virajı...)
Fakat rivayet odur ki çocuklar hala Kadıköy minibüs duraklarında dilenmektelermişşşşş. Bahtsız bedeviden hallice hala ekmek kırıntılarını buluruz sanarak hem de....
(Makaronlar mı dokundu ne???)
Babalarına mı ne oldu? Allah cezasını versin! Kart horozkendinden yirmibeş yaş küçük karısından çocuklar doğurup "geçmişe mazi ,yenmişe kuzu" demiş. Mutlu mesut kendi cehenneminde evrilmiş...
Gökten bize Hansel ve Gratel'in aç bilaçken yediklerinin kırıntıları düşmüş.....
JACK VE FASULYE SIRIĞI (Yazarını unuttum !)
Jack ve anası üç sihirli fasulye denesini "Bizi zengin edecekler!! " diye kandırıldıkları akıllarının ucundan bile geçmeden gece gündüz demeyip ha babam de babam sürdükleri tarlaya bi güzel ekmişşşşşşş.
Fasulyeleri besmeleyle ve itinayla toprağa gömerken üstüne okunmuş su dökmüş ve beklemeye koyulmuşlar. Fasulyeler ayşe kadın mı, şeker mi,dermason mu , horoz mu hiç ama hiç bilememişler.
Türk eğitim sisteminin orta okul birinci sınıf fen bilgisi dersindeki “klasik fasulye yetiştirme deneyinden" kendini bir halt sanan Jack anasına bir sürü palavra sallayıp garibimi umutlandırmış.
Kendi yalanına kendi de inanan TV Herbalistleri gibi bir caka,bir hava bizim Jack efendi bir müddet ortalarda "fasulyeden" zengin bir havayla gezinmiş.
Sihirli olmayı bırak, binbir emek yetiştirilen fasulye hem kılçıklı, hem ensiz, hem böcekli çıkınca bizimkisi dellenmiş. Yılmamış, geri kalan acıcık sağlam mahsulü yine de satmaya yeltenmiş. Fakat Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı o sıralar GDO 'lu ürünlere ambargo koyduğundan Jack'in uyuz ürününe burun kıvırmışşşşşş... Bunu öğrenen Jack'te bu durumda balatayı sıyırmış.
Makus talihine küsen ana oğul komşuları kel oğlan ve anasına kilo kilo fasulye gönderip günde kendileri de üç öğün fasulye yemekten her daim bol bol, kokulu kokulu yellenir olmuşlar. Gelgelelim doğal gazdan ve kuru bakliyattan tasarruf etmişler.
Cephane sağlam olunca tabii yorganları 10 santim havada yellenip durmuşlar. Bedbaht ve iyice sefilleşen ana oğul fasülyeyi herşeyle karıştırıp deney yaparlarken, günlerden birgün ilginç bir lezzet yakalamışlar.
O sırada tam da oradan geçmekte olan CNN Türk'ün kadrolu gurmesi Mehmet Yaşin de "Bu damak çatlatan bir lezzet ! Helal sana olm Jack !!!!" deyiverince ana ogulun yarattığı şekerli fasulye pastası yani KFC, yani "Kentucky Fasulye Cake"'i yaratmışlar!!!! (uçuşun böylesiiiii...)
Elalem bu tada bayılmış, siparişler artmış, Jack turnayı gözünden vurmuş. Yıllar yılı bu tatla Jack'in fasulyesi dillere destan olmuş.
Sonra birgün Kentucky'li gözlüklü ,beyaz bıyıklı, top sakallı bir amca pişirdiği üç beş parça tavuğa bu ismi koymak için Jack'e eşek yüküyle para vermesin mi !!!! Jack Efendi cukkası sağlam, mesuuuut ve bahtiyar olmuşşşşşş. Paraları saymaya ömrü yetmeyeceği için harcamaya koyulmuş...
Kıyak emekli ve zengin Jack hayatının geri kalanında bırak fasulye yemeyi fasulye tarlasının yakınından bile bir daha geçmemiş.
Gökten KFC Chicken combo düşmüş, onu da Jack ham yapmışşşşş.
( "Bu masalda sponsorumuz KFC'ye teşekkür ederiz "diyecem ama bedava reklam yaptım .)
Diğer masallar yakında bu kanalda.
Kaççççın sakırmayın.
Yani sakın kaçırmayın!
Afu Össsçelik ( masalcı ablanız, taklitlerinden sakınınız...)
Ankara Mayıs 2012
Andersen'i ve Grimm Biraderler'i koyu bir naftalin kokusu sardı,
İndirdim çocukluğumun tozlu raflarından herbirini, güve ölülerini silkeleyerek,
Hayale daldım, gavurun masalını günümüz Türkiye'sinde düşünerek.
Ya bir vardı, ya bir yoktu,
Pireler tellal ve de develer berberdi,
Şimdi pireler yandaş gazeteci, develer "hair designer" oldu.
Evvel zamanı bugüne devşirip samanı kalburdan geçirdim,
Üç beş masalı yirmibirinci yüzyılın tefine yerleştirdim,
Kimine isot kattım, kimine bir iki kuple küçük emrah çeşnisi verdim.
Masalların sonlarını gerçeklerle çarptırıp acı acı bitirdim.
Türk masal kahramanı olmak bugün neymiş, anlayalım istedim.
Haddimi bilmeden , gökten düşen elmaları sizden önce yedim.
Bugünün büyümüş gibi yapan abi ve ablalarına ithaf ederim,
İçindeki çocuğa sahip çıkanlara bilhassa hürmetlerimi bildiririm.
Mahallenin delisi olmak değil aslında hedefim,
Ama mizahla kolkola gezdikçe delilik, bu rütbeye de eveallah talibim....
PAMUK PRENSES: (Grimm Biraderler bu masalı 1823'te, Almanya'da, yıllar sonra aklıevvel bir Türk tarafından ;doğan model arabayı şahine modifiye edercesine; değiştiriliceğini bilmeden yazıvermişler.)
Girizgaha lüzum yok , hikayeyi bilmeyen bu gezegenden değildir bence.
Kocası ölen üvey anne kıl kaptığı pamuk prensesi ormana bir avcı eşliğinde katledilsin diye yollayıncaaaaaaaa bizim kız avcının elinden iyi bir muamele karşılığında güç bela kurtuldu.
Taxim Ormanlarında ; Ulu tinerci ağaçlarının, Yankesici bitkilerinin ve Zampara tilkilerinin yanından sıyrılıp tam kurtuldum sandığındaysa kendini Yedi Cüce'nin meşhuuuuuuuur kerhanesinde vesikasız çalışırken buldu. Yapılan ani bir baskında fişlendi ve kodese yollandı.
Pamuk teni orada iyice kirlenip soldu, karaya çaldı.Temiz ağzı bozuldu, üvey anasına okkalı bir sinkaf savurdu. İşbu nedenle "P" harfi düştü ,yerine imamevindeki yüksek ablalar tarafından oy birliğiyle "Y" harfi kondu. "Yamuk Prenses made in TR" oldu.
"Gel kız ağnnnnatsana acık masalını da şöööle bi gülek, soğna da çay dök hepimize hadeee." gibi muhabbetlerle masaldan gerçeğe jet hızıyla bir geçiş yaptı. Grimm Biraderler'in mezarda kemikleri sızladı.
Bizim kızın halen Adana pavyonlarında icra-i sanat eylemekte olduğu rivayet olnur.
Yedi cüceye gelinceeeeeee, biri milletvekili adayı oldu, biri AIDS'ten eşek cennetini boyladı. İkisi hapisanede telef oldu, diğer ikisi emlakçı süsü vererek sahte kumarhane işletmeye soyundu.(Toplam kaç oldu? Altı. Dur bi tane daha ekleyeyim.)
Neşeli olanı dünya işlerinden elini eteğini çekti. Kendini toptan dine verdi, üç beş sureyle biriki hadis-i şerifi ezberledi, sakalını sıvazlayıp cübbesini giydi, hoca efendi olup köşeyi birkaç kez döndü.
Üvey anne mala mülke bir güzel kondu, konuşan aynayı kırdı, yerine ayna kılıklı bir "image maker" tuttu.Paparazzileri "şen dul" olarak peşinden epey koşturdu.
Prense mi ne oldu??? Bu devirde prens mi kaldı yahu?
Kimse eremeyince muradına bize kerevet merevet yalan oldu....
CİNDERELLA (Fransız masalı, 1697'de Charles Perraut abimiz yemeyip içmeyip yazmış, ben bozuyorum.Okuyuverin anacım..)
Nam-ı diğer Kül kedisi.
Bu kızımız da pamuk prenses gibi babasının tüm servetini (Bodrum Yalıkavak'ta devre mülk, Etiler'de ve Bebek'te ikişer daire, bankada yüklü bir vadeli mevduat hesabı, memlekette on dönüm arazi, Çınarcık'ta yazlık ) göz göre göre üvey trioya (kokoş anne ve gudubet kızları) kaptırdı.
(Babalar günümüzde de üvey anaya mal mülk almaya haaaaalaaaa bayılıyor. Bu yüzyılda da burası aynı kalıyor masalın.)
Kızkardeşleri zengin koca namzetleriyle "güvercin takla", "elim elinde, elin neyimde" gibi zeka oyunları oynarken bizimki mutfakta ,ocağın yanında ,en ucuz marka sigarasını iyilik perisini beyhude bekleyerek tellendirdi.
Sonra baktı gelen giden yok, umudunu kesti. Kabaktan tatlı yaptı , fareleri zehirledi. O sırada çöpü almaya gelen kapıcının oğlu "gel kaçalım kız" deyince pabucunun tekini giyemeden kaçıverdi. Bi çabuk halvete girip arka arkaya üç oğlan bir kız peydahlayıverdi.
Hayırsız kocası iki yakasını bir araya hiç bir zaman getiremeyince bizimki gündelikçi oluverdi. Günlüğü 80TL'ye temizlediği evlerde atılacak dergilerin kapaklarında "falancagillerin oğlu filancayla görkemli bir düğünle dünyaevine giren" üvey ablalarına bakıp sicim gibi yaş döktü.
Ne külü kaldı geride ne de kedisi...
Gökten onun payına 9 numaranın çöpü bir de unuttuğu plastik ayakkabısının teki düştü...
RAPUNZEL : (Bunu da bizim Alman kardeşler Grimms yazmış)
Ben Remziye diyorum.
Remziye'nin anası birgün marketin birinde zengin bir kadının alışveriş sepetinden rokfor peyniri, çilek bir de üzerine bitter çikolatayı ona hiiiiç çaktırmadığını sanarak bir güzel aşırır.
Anası fakir ve düpedüz özentidir ve evdeki bulgur ve makarnadan gözü dönmüştür de ondan bu hırsızlığı yapmıştır. Yoksa Rokfor'u nerden bilecek allasen.
Paranın satın alabileceği herşeye sahip ama bir türlü çocuk sahibi olamayan, çok taşlı, İstanbul Türkçesi konuşan abla, Remziye'nin anasını şişmiş karnı yüzü suyu hürmetine affeder. Kadın bizimkileri takibe alır , önce bunları iyi bir besler, doğumda cumhuriyetini takar, pastaneden bebek şekerleri yaptırır. Sonra da ağzındaki baklayı çıkarır "Sizin yanınızda bu kız zayii olur bana verin,ben okutup büyüticiiiiim" der.
Remziye'nin çarıklı, şark kurnazı anası "Nasıl olsa biz dışarlıklıyıh,alllaaan emri daaaa ben üç beş doğururum, sen bize Gültepe'den bir gecekondu, bir de elden düşme bir Serçedes alacak gaymeyi ver, gız senindir."deyip fiyatını açıklar.
Zengin Abla, Remziye'ye paranın vereceği herşeyi verir, onu kolejlere yollar,özel hocalar tutar, Bebek parklarında, İstinye Parklarında neyin tur attırır amma nafileeeee.
Remziye nato mermer nato kafadır. En sevdiği yemek bulgur ve en sevdiği ders Din Kültürü ve Ahlaktır.
Saçı kıçına değer, aklı boş bir kızdır.Arkadaşları cefe, pastane, sinema gezerken bu evde oturup ya tavana bakar ya da sabahtan akşama Flash TV'deki Evlere Şenlik, Dest-i İzdivaç ve Gerçek Kesit gibi "sosyal içerikli" TeVe programları izler durur.
Bir gün badem bıyıklı, nur yüzlü bir abiyle bir parkta karşılaşırlar.Gayet namuslu ve uslu uslu menkıbelerden ve sahabelerden, peygamber efendimizin iyi ahlakından konuşmaya başlar abimiz. Bizim kız bu kar beyaz çoraplı, fıstık yeşili takım elbiseli, gür kara saçlarını limon suyuyla yana taramış, tespihli, ucuz gülyağı ve hafif ter karışığı kokusu olan al yanaklı delikanlıya abayı yakar.
Diğer buluşmalarında abi ona kapanmanın faziletini ve saçının çok uzun olduğunu, sıkmabaş bir stilin onu ne kadar açacağını anlatır. Mantonun uzununu, eşarbın dallı güllüsünü, sürmenin her türlüsünü ballandıra ballandıra tarifler.
Remziye mest olmuş, bizim dini bütün diğer tüm değerleri yarım abiyle gizlice imam nikahını kıyıvermiştir bile.
Suzan Avcı kılıklı, varsıl analığı , olan biteni öğrenince sekte-i kalpten hakkın rahmetine kavuşur. Ölüm hak miras helal olunca da Remziye ve helali paralara bir çabuk konar ve devrin önemli, söz sahibi kişilerinden oluverirler.
İlk iş evlerini haremlik selamlık olarak böler, her tatilde Umre'ye giderler. ABD Pensylvania'daki dostları sayesinde de muhabbetlerine muhabbet katmışlardır zaten.
Söz dinleyip 5 evlat yaparlar ve ölen analığın adına da ayıp olmasın diye bir çeşme bir de imam hatip okulu yaptırırlar... Rokfor peynirini gavurun bozuk küf kokulu peyniri diye semtlerine bile sokmazlar elbet....
Remziye mutlu, dini bütün bir falanca parti kadınlar kolunda faaliyet gösterir, kokulu abi ihalelerden ihale beğenerek kırk katlımı, kırk yatlı mı kontartlara imza atar dururlar.
Gökten düşen hurmaları parti seçim kampanyasında dağıtırlar, çooooooook kıyak bir hayat yaşarlar.
Amin.
HANSEL VE GRATEL : ( Yine Alman biraderlerin işi. Şaka maka İkiyüz yaşına girmiş bir masal.1812 de yazılmış.)
Hani iki sevimli evlat yine üvey ana kumandasındaki aciz ve uçkur düşkünü, heder olasıca babaları tarafından terkedilmek üzere yola çıkmışlardı ya. Hatırladınız mı??? Hah işte o yanaklarından kan damlayan, mavi gözlü,temiz pak giyimli kadersiz masal kahramanları var ya....
Attıkları lokmalarla geride bıraktıkları evi bulmak için çıktılar ya. Devir bozuk şekerim...Lokmaları sen organ mafyası bul, bunları tenhada kıstır ikisinden de bir güssssel sakatatı toparla, topukla kaç. (Ay çok dramatik bir giriş oldu...)
Bu garipler aval aval gezerken bu seferde şahane bir pastaneye aç bilaç dal makaron, milföy, ekler allah ne verdiyse gövdeye indir.Pastanenin sahibi Sübyancı Suphiye sen bunları bul. Başka herbişeylerden üçer beşer ısmarla sonra eve davet et.
Pornocu Peyami'ye bir telefon çak, çocuk pornosu olayına tam gireceklerken gürültüden şikayetçi alt kat komşuları tarafından çağrılan polis evi bassın , çocukları son anda kurtarsın.
(Zor aldım virajı...)
Fakat rivayet odur ki çocuklar hala Kadıköy minibüs duraklarında dilenmektelermişşşşş. Bahtsız bedeviden hallice hala ekmek kırıntılarını buluruz sanarak hem de....
(Makaronlar mı dokundu ne???)
Babalarına mı ne oldu? Allah cezasını versin! Kart horozkendinden yirmibeş yaş küçük karısından çocuklar doğurup "geçmişe mazi ,yenmişe kuzu" demiş. Mutlu mesut kendi cehenneminde evrilmiş...
Gökten bize Hansel ve Gratel'in aç bilaçken yediklerinin kırıntıları düşmüş.....
JACK VE FASULYE SIRIĞI (Yazarını unuttum !)
Jack ve anası üç sihirli fasulye denesini "Bizi zengin edecekler!! " diye kandırıldıkları akıllarının ucundan bile geçmeden gece gündüz demeyip ha babam de babam sürdükleri tarlaya bi güzel ekmişşşşşşş.
Fasulyeleri besmeleyle ve itinayla toprağa gömerken üstüne okunmuş su dökmüş ve beklemeye koyulmuşlar. Fasulyeler ayşe kadın mı, şeker mi,dermason mu , horoz mu hiç ama hiç bilememişler.
Türk eğitim sisteminin orta okul birinci sınıf fen bilgisi dersindeki “klasik fasulye yetiştirme deneyinden" kendini bir halt sanan Jack anasına bir sürü palavra sallayıp garibimi umutlandırmış.
Kendi yalanına kendi de inanan TV Herbalistleri gibi bir caka,bir hava bizim Jack efendi bir müddet ortalarda "fasulyeden" zengin bir havayla gezinmiş.
Sihirli olmayı bırak, binbir emek yetiştirilen fasulye hem kılçıklı, hem ensiz, hem böcekli çıkınca bizimkisi dellenmiş. Yılmamış, geri kalan acıcık sağlam mahsulü yine de satmaya yeltenmiş. Fakat Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı o sıralar GDO 'lu ürünlere ambargo koyduğundan Jack'in uyuz ürününe burun kıvırmışşşşşş... Bunu öğrenen Jack'te bu durumda balatayı sıyırmış.
Makus talihine küsen ana oğul komşuları kel oğlan ve anasına kilo kilo fasulye gönderip günde kendileri de üç öğün fasulye yemekten her daim bol bol, kokulu kokulu yellenir olmuşlar. Gelgelelim doğal gazdan ve kuru bakliyattan tasarruf etmişler.
Cephane sağlam olunca tabii yorganları 10 santim havada yellenip durmuşlar. Bedbaht ve iyice sefilleşen ana oğul fasülyeyi herşeyle karıştırıp deney yaparlarken, günlerden birgün ilginç bir lezzet yakalamışlar.
O sırada tam da oradan geçmekte olan CNN Türk'ün kadrolu gurmesi Mehmet Yaşin de "Bu damak çatlatan bir lezzet ! Helal sana olm Jack !!!!" deyiverince ana ogulun yarattığı şekerli fasulye pastası yani KFC, yani "Kentucky Fasulye Cake"'i yaratmışlar!!!! (uçuşun böylesiiiii...)
Elalem bu tada bayılmış, siparişler artmış, Jack turnayı gözünden vurmuş. Yıllar yılı bu tatla Jack'in fasulyesi dillere destan olmuş.
Sonra birgün Kentucky'li gözlüklü ,beyaz bıyıklı, top sakallı bir amca pişirdiği üç beş parça tavuğa bu ismi koymak için Jack'e eşek yüküyle para vermesin mi !!!! Jack Efendi cukkası sağlam, mesuuuut ve bahtiyar olmuşşşşşş. Paraları saymaya ömrü yetmeyeceği için harcamaya koyulmuş...
Kıyak emekli ve zengin Jack hayatının geri kalanında bırak fasulye yemeyi fasulye tarlasının yakınından bile bir daha geçmemiş.
Gökten KFC Chicken combo düşmüş, onu da Jack ham yapmışşşşş.
( "Bu masalda sponsorumuz KFC'ye teşekkür ederiz "diyecem ama bedava reklam yaptım .)
Diğer masallar yakında bu kanalda.
Kaççççın sakırmayın.
Yani sakın kaçırmayın!
Afu Össsçelik ( masalcı ablanız, taklitlerinden sakınınız...)
Ankara Mayıs 2012
31 Mart 2012 Cumartesi
Nisan Biiiiiiiiiir!
"Atatürk'ün izindeyiz,armağanının mirasçısıyız,"
Nisan Biiiiiiiiiiir !
Biz ülkecek beynimizi buzdolabına koyduk,
Maziye gömüp cumhuriyeti ve kazandırdıklarını,
Artık akıntıya kapıldık, TV dizilerinin dibindeyiz.
"4+4+4 basit bir işlem değil, aslı nedir biliyoruz,
Laikliğin yılmaz bekçileriyiz, bu oyunu bozmalıyız "
Nisan Biiiiiiiiiiir !
Kafalar bulaşık teli olmuş,istifimizi bozmadan,
"4X4 olsun, bizim olsun be abiii" diyerek artık espri peşindeyiz,
Kuzu sürüsü olmuşuz,
Kaval kimin elindeyse onun izindeyiz.
"Ergenekon,Balyoz,Füze kalkanı,Hes nedir bilincindeyiz,"
Nisan Biiiiiiiiiiir !
Fatma Gül,Feriha,Acun ve Hürrem'in en sadık takipçileriyiz.
"Zamları kınıyor,haksızlıkları eleştiriyor, protesto edebiliyoruz,"
Nisan Biiiiiiiiiiiir !
Üstümüzde ölü toprağı, uslu uslu zamlı faturayı ödeyip
sükut eder haldeyiz,
"Hapishanedeki gazetecilerle ,
tecavüzden hükümlüleri bir sayanlara
Bir çift sözümüz var:"
Nisan Biiiiiiiiiiir !
Önlerinde iliklenip geri geri çıkarken ,
"padişahım çok yaşa!" diyesimiz var.
Albay,yarbay,Balbay içeride çürüsün dursun,
bizim işimiz gücümüz var.
"STK temsilcileri,kanaat önderleri,
sanayiciler ve üniversiteler duruma hakim,
Yargı nöbette, haksızlık,yağma yok, asayiş berkemal! "
Nisan Biiiiiiiiir!
"Bitaraf olan bertaraf olur !"
korkusuyla tekmili birden hepsi hareketsiz behemahal.
"Din bezirganları ettiklerini buldular,
dinsel eğitim hayalindekiler havayı aldılar,"
Nisan Biiiiiiiiir!
İlkokul kırtasiye listesine bu gidişle,
Defter, silgi ve kalemtraşın yanında
Başörtüsünü kızlara, takkeyi oğlanlara ve
mescit için tüm yavrulara
bir çift takunya yazdıracaklar.
"Faili meçhuller, Madımak'ta diri diri yakılan necipler!
Artık çözüldü cinayetleriniz, bulundu failleriniz,"
Nisan Biiiiiiiiiiiiiiir!
Zamanı aşırttılar,davaları şaşırttılar,
Adalete çelme takıp hukuka kara çaldılar.
Toprağınız bol olsun her yıl okunur mevlüdünüz,
Sizler için el kol bağlı bunca yıl sonra sadece üzgünüz!
"Trafikteki uygulamalar ve yaptırımlarla
Kazaların önüne geçtik,"
Nisan Biiiiiiiiiiiir!
Dünyadaki yüzlerce ülke içinde
Birinciliğe göz diktiğimiz tek gurur tablomuz,
AB'nin tüylerini diken diken eden afili sorunumuz!
"Kadınlar özgür,eğitimli,donanımlı,
Mecliste kadın erkek sayısı aynı,"
Nisan Biiiiiiiiiir !
Ya susturuyor, ya dövüyor yine olmazsa öbür tarafa yolluyoruz.
Şaka maka kadın nüfusunu el birliğiyle azaltıyoruz.
Anamızı bacımızı unutup elkızını seve seve telef ediyoruz!
"Türkiye zengin, müreffeh,demokrat ve laiktir!"
Nisan Biiiiiiiiiiir!
Türkiye tüm bu olup bitene artık layıktır !
Boynumuz bükük, cepler delik, korku bokuna çıt bile çıkaramıyoruz.
Çıkaranların akıbetini görüp sadece bir offfffffff çekiyoruz.
Ve Nisan Biiiiiiiiiiiiiiir!
İşte baharın kuzusu nisancık daha ilk günden esprisiyle kapımızda,
Mizah,ironi, taşlama, yergi, karikatür "biiiiiip" ister artık bizim coğrafyada,
Bunu çoktaaaan cümle alem böyle biliiiiiiiiiiir!
...
Şaka maka , gayrı bizim memlekette,
Nisanın birini gerçekmiş gibi,
diğer üçyüz altmış dört günü şaka gibi yaşıyoruz!
"Şakayı kaka yapmak" nedir en iyisini bilenlerle hemhal olmuş,
Yuvarlanıp gidiyoruz....
Fıtrat Ahu Özçelik
Aşağı Ayrancı-Ankara
1 Nisan 2012
Nisan Biiiiiiiiiiir !
Biz ülkecek beynimizi buzdolabına koyduk,
Maziye gömüp cumhuriyeti ve kazandırdıklarını,
Artık akıntıya kapıldık, TV dizilerinin dibindeyiz.
"4+4+4 basit bir işlem değil, aslı nedir biliyoruz,
Laikliğin yılmaz bekçileriyiz, bu oyunu bozmalıyız "
Nisan Biiiiiiiiiiir !
Kafalar bulaşık teli olmuş,istifimizi bozmadan,
"4X4 olsun, bizim olsun be abiii" diyerek artık espri peşindeyiz,
Kuzu sürüsü olmuşuz,
Kaval kimin elindeyse onun izindeyiz.
"Ergenekon,Balyoz,Füze kalkanı,Hes nedir bilincindeyiz,"
Nisan Biiiiiiiiiiir !
Fatma Gül,Feriha,Acun ve Hürrem'in en sadık takipçileriyiz.
"Zamları kınıyor,haksızlıkları eleştiriyor, protesto edebiliyoruz,"
Nisan Biiiiiiiiiiiir !
Üstümüzde ölü toprağı, uslu uslu zamlı faturayı ödeyip
sükut eder haldeyiz,
"Hapishanedeki gazetecilerle ,
tecavüzden hükümlüleri bir sayanlara
Bir çift sözümüz var:"
Nisan Biiiiiiiiiiir !
Önlerinde iliklenip geri geri çıkarken ,
"padişahım çok yaşa!" diyesimiz var.
Albay,yarbay,Balbay içeride çürüsün dursun,
bizim işimiz gücümüz var.
"STK temsilcileri,kanaat önderleri,
sanayiciler ve üniversiteler duruma hakim,
Yargı nöbette, haksızlık,yağma yok, asayiş berkemal! "
Nisan Biiiiiiiiir!
"Bitaraf olan bertaraf olur !"
korkusuyla tekmili birden hepsi hareketsiz behemahal.
"Din bezirganları ettiklerini buldular,
dinsel eğitim hayalindekiler havayı aldılar,"
Nisan Biiiiiiiiir!
İlkokul kırtasiye listesine bu gidişle,
Defter, silgi ve kalemtraşın yanında
Başörtüsünü kızlara, takkeyi oğlanlara ve
mescit için tüm yavrulara
bir çift takunya yazdıracaklar.
"Faili meçhuller, Madımak'ta diri diri yakılan necipler!
Artık çözüldü cinayetleriniz, bulundu failleriniz,"
Nisan Biiiiiiiiiiiiiiir!
Zamanı aşırttılar,davaları şaşırttılar,
Adalete çelme takıp hukuka kara çaldılar.
Toprağınız bol olsun her yıl okunur mevlüdünüz,
Sizler için el kol bağlı bunca yıl sonra sadece üzgünüz!
"Trafikteki uygulamalar ve yaptırımlarla
Kazaların önüne geçtik,"
Nisan Biiiiiiiiiiiir!
Dünyadaki yüzlerce ülke içinde
Birinciliğe göz diktiğimiz tek gurur tablomuz,
AB'nin tüylerini diken diken eden afili sorunumuz!
"Kadınlar özgür,eğitimli,donanımlı,
Mecliste kadın erkek sayısı aynı,"
Nisan Biiiiiiiiiir !
Ya susturuyor, ya dövüyor yine olmazsa öbür tarafa yolluyoruz.
Şaka maka kadın nüfusunu el birliğiyle azaltıyoruz.
Anamızı bacımızı unutup elkızını seve seve telef ediyoruz!
"Türkiye zengin, müreffeh,demokrat ve laiktir!"
Nisan Biiiiiiiiiiir!
Türkiye tüm bu olup bitene artık layıktır !
Boynumuz bükük, cepler delik, korku bokuna çıt bile çıkaramıyoruz.
Çıkaranların akıbetini görüp sadece bir offfffffff çekiyoruz.
Ve Nisan Biiiiiiiiiiiiiiir!
İşte baharın kuzusu nisancık daha ilk günden esprisiyle kapımızda,
Mizah,ironi, taşlama, yergi, karikatür "biiiiiip" ister artık bizim coğrafyada,
Bunu çoktaaaan cümle alem böyle biliiiiiiiiiiir!
...
Şaka maka , gayrı bizim memlekette,
Nisanın birini gerçekmiş gibi,
diğer üçyüz altmış dört günü şaka gibi yaşıyoruz!
"Şakayı kaka yapmak" nedir en iyisini bilenlerle hemhal olmuş,
Yuvarlanıp gidiyoruz....
Fıtrat Ahu Özçelik
Aşağı Ayrancı-Ankara
1 Nisan 2012
23 Mart 2012 Cuma
çingene çocuk
Cümbüşçü Sefa'nın ürkek,tıfıl ve kimbilir kaçıncı çocuğu,
Hep akar ne kadar çekse de düğme burnu,
Kar, yağmur, çamur fark etmez hep bir çift naylon terlik sıska ayağında,
Kah ıslak kah çamurlu.
Yaşını kimse bilmez, olmamış sanki doğumgünü,
Çöpü dökerken ilişip kenara anasının doğuruverdiği,
Dar,kirli,kalabalık odalarda büyütüp
sokaklara salıverdiği,
Satabilsin diye bisssürü kaat mendili.
Bilse ki yarayacak işe,
Çamaşırsuyuna yatıracak kendini,
Acıcık benzese diye bembeyaz abilere
Yalvar yakar ellerine selpakları tutuşturuverdiği...
Vitrinlerde oysa gördüğü sadece gözlerinin akıyla
dişleri hariç benziyor kapkara ,çelimsiz bir oğlağa,
İtilip kakıldıkça vahşi İstanbul sokaklarında,
Büyüyen kinine nerden bulup takacak bir tasma?
Çiçekçi ablalarından afırdığı sulu bir lafla,
Gönül alıyor satın alınmayan her bir paket selpağa,
"Caanın sağolsun be abla."
Olsa olsa on onikidir, ama favori şarkısı "Batsın bu dünya"
Jilet atan, tiner çeken, dövüp söven ve
can acıtanla işi olmaz onun,
Orhanbaba'dan çalınca eniştesi klarnetiyle bi lokma,
Değemez keyfine kimse gamzeli kara boncuğun.
Okuma yazmayı kendi sökmüş, yaşamının sırrını bulmuş,
Şifreyi çözmüş adeta,
Yapar usul usul kendi kendine hem çıkarma hem de toplama.
Bir İlkbahara ,bir de baylır anasının mamalikasına,
Damı mavi sema, bulutlar pamuklu yorganı,
Sekerek gezer ,delik deşik eder,
taşına toprağına altın demediği arsız İstanbul'u.
Fıtrat Ahu Özçelik
Aşağı Ayrancı- Ankara
23 mart 2012
Hep akar ne kadar çekse de düğme burnu,
Kar, yağmur, çamur fark etmez hep bir çift naylon terlik sıska ayağında,
Kah ıslak kah çamurlu.
Yaşını kimse bilmez, olmamış sanki doğumgünü,
Çöpü dökerken ilişip kenara anasının doğuruverdiği,
Dar,kirli,kalabalık odalarda büyütüp
sokaklara salıverdiği,
Satabilsin diye bisssürü kaat mendili.
Bilse ki yarayacak işe,
Çamaşırsuyuna yatıracak kendini,
Acıcık benzese diye bembeyaz abilere
Yalvar yakar ellerine selpakları tutuşturuverdiği...
Vitrinlerde oysa gördüğü sadece gözlerinin akıyla
dişleri hariç benziyor kapkara ,çelimsiz bir oğlağa,
İtilip kakıldıkça vahşi İstanbul sokaklarında,
Büyüyen kinine nerden bulup takacak bir tasma?
Çiçekçi ablalarından afırdığı sulu bir lafla,
Gönül alıyor satın alınmayan her bir paket selpağa,
"Caanın sağolsun be abla."
Olsa olsa on onikidir, ama favori şarkısı "Batsın bu dünya"
Jilet atan, tiner çeken, dövüp söven ve
can acıtanla işi olmaz onun,
Orhanbaba'dan çalınca eniştesi klarnetiyle bi lokma,
Değemez keyfine kimse gamzeli kara boncuğun.
Okuma yazmayı kendi sökmüş, yaşamının sırrını bulmuş,
Şifreyi çözmüş adeta,
Yapar usul usul kendi kendine hem çıkarma hem de toplama.
Bir İlkbahara ,bir de baylır anasının mamalikasına,
Damı mavi sema, bulutlar pamuklu yorganı,
Sekerek gezer ,delik deşik eder,
taşına toprağına altın demediği arsız İstanbul'u.
Fıtrat Ahu Özçelik
Aşağı Ayrancı- Ankara
23 mart 2012
18 Mart 2012 Pazar
Madımak
Madımak
Bir zamanlar 'madımak' dendiğinde,
Akla bir çeşit ot gelirdi bu memlekette,
Bulmacalarda da çıkan hani,
Soldan sağa yedi harfli bir kelime.
Hüda-i nabit bitiveren ,
Aşıklar şehri Sıvas'ın tepelerinde.
Toplaması zahmetli ama taamı lezzetli meret,
Kah pastırmalı pişti ,kah sade,
Yendi nesillerce siddin sene.
Bir sürü türkü yakıldı,
Madımak için Sivas ellerinde.
Bir tanesi var hala aklımda,
Sivas Gemerek'ten üstadların derlediği,
Okunup çalınırdı sık sık Yurttan Sesler Korosu'nda TRT'nin.
"Oy maaaaadımak maaaaaadımak,
Dön de bir yol beri bak...." nakaratıydı galiba,
Çocukluğumdan kalan hatırımda.
Gün oldu, harman savruldu
Madımak bir otele ad oldu.
Modern şehre modern otel,
Kaloriferli,fırfır perdeli ve hem de yirmi dört saat sıcak sulu .
Açılışı ne zamana denk düşer?
Kaç kurban kesildi,kurdelesini kim nasıl kesti?
T.C.Turizm ve Kültür Bakanlığı acaba kaç yıldız verdi?
Sonrası malum,
Şimdi madımak dendiğinde acılı felaket,sancılı rezalet
Geliyor akla.
Çünkü bir yaz günü doksanüçün,
Pusuya düşürülmüş düşman gibi,
Köşeye kıstırılmış bir av gibi,
Savunmasız ,masum ağaçlar,fidanlar gibi,
Nice ozan,yazar,çizer,sanatçı ve ilerici,
Kutlamaya geldikleri şenlikte,
Katledildiler yakılarak şehrin göbeğinde.
Pir Sultan Abdal'ın bile sızladı kemikleri...
Ayıp değil düpedüz günahtı bunların işledikleri.
Gözü dönmüş mürtecinin sebeb-i alevi,
Dost olmaktı cumhuriyet çatısı altında
Sünni ve de Alevi.
Tekbir getirerek "kefereye saldırır" gibi,
Böğürdü yobaz yırtarak hançeresini,
"Malesef burada doğdu Cumhuriyet,
Artık burada ölmeli,
Yerine derhal şeriat gelmeli!"
Hukuk şaşıp zaman aşınsa,
Sivas madımak yemeyi bile unutsa,
Madımak birgün otelken dönse bir diğerinde lokantaya,
Bir gün lokantayken bir diğerinde müze yaplısa,
Kabuk bağlayacak mı sanılır bu kapanmaz yara?
İstifini bozmasa hiçbir büyük baş ,
Unutulur mu bu katliamın izleri?
Size sorulmaz mı ameliniz yirmibirinci yüzyıl yezidleri?
Madımak hala yetişiyor ekilmeden ,sürülmeden ,sessizce,
Bilmeden lezzetini boy veriyor, yeşil yeşil ve de narince,
Lakin o günden beri boynu bükük, tenhada salınır,
Otuz yedi şehitli bir utançla adı anılıyor diye...
Fıtrat Ahu Özçelik
18 Mart 2012
Aşağı Ayrancı
Ankara
14 Mart 2012 Çarşamba
Sözüm meclisten içeri
Ötekiyle derdi olanlar ülkesinde yaşıyoruz,
Aynaları kırıp başkasının yarasını kaşıyoruz.
Yaşadığımız camdan evleri unutup
karşıya bayıla bayıla taş atıyoruz.
Biz bunu hep yapıyoruz.
Günahı hep başkasının varsayıp,
işaret parmağımızı sallayıp
Millete ucuz talkın veriyoruz,
Zevahiri kurtarıyoruz.
Dönüp bir yol niye kendi gerçeğimize bakmıyoruz??
Nedir bu böbürlenip kasılmalar?
Cümle alemin "hata, yanlış, olmaz" dediğine,
inatla "bal gibi olur, işte, biz yaptık,oldu! " deyiveriyoruz.
Apoletlerimizi kendi kendimize takıp bir afra tafrayla,
Hangi zaferden galip dönüyoruz??
Bir debdebe, bir manasız şaşa ile şuuyu vukuundan beter
nelere imza atıyoruz??
Arkamıza baksak, bir arpa boyu yol aldığımızı göreceğiz diye
Bir hışımla olay mahallini terkediveriyoruz.
"Çoğunluğuz biz gerisi boş!" nidasıyla el etek öptürüp
kendimiz yaratıp kendimiz tapıyoruz.
Durmamaya and içip dört nala giderek,
Dalkavuklarımızdan sürekli alkış bekliyoruz.
Başka yorum yahut aykırı düşünceyle karşılaşınca diş bileyip,
Kağıttan gemilerimizi derin sulara sürüveriyoruz.
Gürz sallayıp,atadan miras,
"Benim gibi olmayana hak mak yok!" mavalıyla,
"Tez zindana atılalar!" diye buyurup
Ne yaptığımızı sanıyoruz??
Tek renk, olacak şey değil ama,
doğaya da kafa tutuyoruz,
Tek ses, tek yürek, tek dalak, tek böbrek deyip,
Çok sesliliğe tahammül edemeyip ,
yumruğumuzu sıkıyoruz.
Yediğimiz haltları gören gözlere mil çekip,
ifşa edenlerin ümmüğünü sıkınca,
Biribirimizi tebrik edip terfiilerle takdir ediyoruz...
En kötüsü kendi yalanımıza herkesten önce biz kanıp,
Yedi düvele maskara oluyoruz.
İşlediğimiz kabahatler gözler önüne yanlışlıkla serilirse,
"Külliyen iftira, yanlış anlaşılma, tukaka ve zırva bunlar" deyip
Meseleyi örtbas ediyoruz...
Aslında ürpererek kendi gölgemizden bile,
Herkesin öcüsüyüz sanıyoruz.
Hala saf değiştirtemeyip kıramazsak karşı taarruzu,
Belden aşağı vuruyoruz, it dalaşını yeğliyoruz.
Dev aynasındaki suretimizle övünüp,
kerametimiz kendimizden menkul,
Hiç kimseden çekinmiyoruz.
Ahireti tehdit gibi, şantaj gibi kullanarak,
Cahilin gönlüne korku salıyor,
Aymazlık içinde kendi dünyevi cehennemimizde
kendimiz cayır cayır yanıyoruz...
Aferinleri çok önemseyip bizden olanları
ödüllendiriyor,
Sattıkları kimlik ve ruhları karşılığında onlara
Fildişi kuleler bağışlayıp onları kolluyoruz.
"Eleştiri" kelimesini sözlükte bile görsek
Kaşıntı tutuyor bizi, baldan tatlı öfkemize yeniliyoruz...
Parmağımızı ötekinin gözüne sokunca,
Tepkisine içerliyoruz,
Hele bir yeltensin aynısını yapmaya,
Parmağını kırıveriyoruz.
Kazık kaktığımız sanrısıyla bu dünyaya,
tam yol ileri fütursuzca gaza yükleniyoruz.
Ektiğimiz nifak tohumlarını özenle suluyor,
Etliye sütlüye karışıp sapla samanı harmanlıyoruz.
Söz hakkı tanımayıp bizden güçsüz olana,
Kadına, eşcinsele, fakire, öğrenciye haddini bildiriyoruz...
Geçmişte beğenmeyip düşman bellediklerimizi,
Hala saygı duyup sevenleri bir dünya da olsa,
"Eski putlar" diyerek alaya alıp, mirasçılarını bir bir saptıyoruz.
Yapıştırıp usturupluca suç yaftasını,icaplarına teker teker bakıyoruz...
Horozlar ötüp şafak söküyor, gün ağırıyor diyorlar bize,
Kulaklarımızda birer tıpa, sarılarak yorganımıza,
Daldığımız gaflet uykusundan bir türlü uyanamıyoruz...
Böyle geldik deyip böyle gidiyoruz...
Biz bunu hep yapıyoruz...
Fıtrat Ahu Özçelik
14 Mart 2012
Aşağı Ayrancı- Ankara
8 Mart 2012 Perşembe
Memleketimden 8 Mart manzaraları
Memleketimden 8 Mart manzaraları
Düşman işgalinden kurtluşu mu bu tarih bir ilimizin?
Cemrenin düşüşü mü suya yoksa, saatli maarife göre?
Bağ budama zamanı mı ? Koyun kırpma vakti olmasın sakın?
Yanlış cevap. Doğrusu 8 Mart Emekçi Kadınlar günü.
Hem de tüm dünyanın.
Bizim buralarda Havva anamızdan beri lakaplarımız aynı,
Ya köroğluyuz ya eksik etek,
Ya saçımız uzundur aklımız kısa,
Yahut olsak olsak birer kaşık düşmanıyız hala...
Olsa da cebimizde edinmesi zor bir sürü diploma ,
Bu devirde bile hala, asli görevimiz evlenerek olmak birer ana.
Maşa kadar kocası olanın Paşa kadar itibarı var nasılsa.
Ne yazar, kadın nükleer tıp profesörü bile olsa...
Bekarlık adeta ayıp,evde kalır, kız kurusu olursun mazallah!
Boşanmak kötü kayıp, nafaka yerine alırsın muhtemelen hava.
Ayrıldıysan işinden çocuğuna kendin bakmak uğruna,
Kaçırırken kariyer adımlarını bir bir, girersin mesleki zarara,
Kocadan istemek harçlık kırk yaşında,
Omurgasızlaştırır her kendini bilen kadını, sokar bunalıma.
Taciz, mobbing ,hak yeme, ayak kaydırma ya da terfi ettirmeme,
Her kurum ya da kuruluşta mevcut,
Yüce devlet bu mevzuları derin bularak eder hep sükut.
Aşiret, devlet, hükumet, ideoloji ya da teoloji elele,
Kadın mevzu bahis olmaya görsün hele.
Erkek düşmanlığı yapmak değil maksadım,
Ya birinden hasıl oldum, ya birini doğurdum,
Biriyle evlendim , ötekine abla yahut kardeş oldum.
Gel gör ki; ülkemde iş eşitliğe gelince kel görünüverir düşerek takke,
Titri bol da olsa herhangi bir abinin ve de eğitimi pek zengin ,
"Turkish man" gelmez sanılmaya maalesef dengin...
Çocuk gelinlerin sayısı nasıl arttı bir bakalım,
Öz babası veya kocası tarafından mal gibi satılan kim? Tabii ki kadın.
Okul yerine Kuran kursuna yollanan, örtülüp eve tıkılan,
"Sen bilmezsin sus!"diye itilip horlanan,
Daha da beteri kamplaştırılmış ortamlara gladyatörce sürülen,
Dişiliğini gizleyip, gereksizce erkekleştirilen kim ? Yine kadın.
Birkaç medyatik örnek geldi gözümün önüne,
Kan donduran öyleleri var ki insanlık ayıbı her biri bence...
Çocuk yaşta bir kıza sırayla ve yıllarca hacet giderir gibi tecavüz eden,
Şehrin ileri gelen , mal mülk sahibi, çoluk çocuklu aile babaları,
Yüzleri bile kızarmadan işledikleri akla seza cürümlerini ,
Savunurken kendilerini sızlamadan hiç vicdanları,
Ağız birliği edip şöyle verdiler ifadelerini,
"Rızası vardı, bizi tahrik etti, uyduk şeytana ama billah,
O bizi teşvik etti!"
Beyinlerine gidecek kan apış arasına hücum edince,
Düpedüz sapıklıktı yaptığı bu insan müsveddelerinin bence,
Memlekette "kanun" denince, klarnet ve darbukanın arkadaşı saz geliyorsa akla,
Daha çok kız çocuğunun canı yanar,kadınlar sonuçta soğur insanlığından da .
Töre cinayeti indiriminden yararlanıp cezadan yırtan,
Acaba kaç azılı katil var aramızda, mahpustan çıkan.
Kaç Güldünya daha bilmeyiz ,sevap işlercesine katledilmiştir,
beraber büyüdüğü canı tarafından arsızca?
Bir iki gazete haberi,belki üç beş mısra,
Geri getirmez ki gün görmeden göçen garibi...
Sokaklarda, çocuklarının gözleri önünde Ayşe Paşalı misali,
Gözü dönmüş kaç koca daha infaz edecek resmi ya da imam nikahlı eşini?
"Namusumu kurtardım !" teranesiyle kurtulan kurtulana,
Kes kadını, öldüresiye vur altmışbeş bıçak darbesi,
Herifin umrunda mı darma dağın olmuş ailesi,
Ağır tahrik ve iyi hal dümeniyle alacağı ceza öylesine hafif ki..
Eskiden üçüncü sayfada adlarının baş harflerinden ibaretken,
Gözleri kara bantlı birer suretken,
vesikalıklarıyla yanyanayken maktüle ve katil,
Şimdilerde oldular birinci sayfaya tayin.
Sekiz sütuna manşet olsalar da yazılı basında,
TBMM hep meşgul başka işlerle ya da rehavet uykusunda.
Değişen tek şey gitgide artan ölü kadın sayısı,
Kaç kadın derneği daha kurulsun acaba,
çıksın diye düzgün bir kadına şiddet yasası?
Kadın STK' ları elinde pankartlarla dünyayı dolşsa ne ola?
Konuyu şöyle bir irdeleyip gelir seviyesi ve eğitime yoranlar,
Şiddete meyilli olabilir bir yalı sahibi, sanayici ya da kalifiye bir eğitimli.
Değişmiyorsa kafa eşeklik baki.
Ayıp etmemeli hayvancağıza, "Eşek" diye geçmemeli .
Onun karısına hürmeti bence insanınkinden daha hakiki.
Hala cennetten çıkmaysa dayak,
"Vurduğum yerde gül biter!" der tabii birçokları,
Sırtından sıpa , karnından sopayı esirgemez allah için el oğulları.
Hanfendiler, "bağyanlar", bacılar, gacılar, ablalar, analar, kızlar, gardaşlar!
8 Mart tüm yurtta ve dış temsilciliklerde törenlerle kutlansa ne değişecek,
En ağır abiler bugünümüzü nedense yürekten kutlayarak ,
belki sahtekarca kimimize çiçek bile verecek,
"Analarımız size borçluyuz herşeyimizi " diyerek hamaset yaparak,
kadının yegane makamının annelik olduğu sinsice belirtilecek.
"Kadınlar olmasa erkekler de olmaz!"diyecek zevzeğin biri,
"Ailenin yapı taşı kadın,","Gelecek nesillerin yaratıcısı,"
"yüce şahsiyet, günün kutlu, mutlu olsun!"diye seslencek laubali birkaç gazeteci
ayıp olmasın diye köşesinden.
Peygamberi bile alet edip birkaç hadis patlatan bile kendi meşrebinden.
Payımıza düşen bunca tantananın ardındansa: trajikomik,
Hanım hanım oturmak, elimizin hamuruyla erkek işine karışmamak veeeeee
Haddimizi bilerek üç çocuk yapmak!!!
"Kinine ve herşeyden çok dinine sahip yeni nesiller" yetiştirmektir!
Uzun bir dilin ya da ucu sivri bir kalemin,zararı çok düşeriz diline alemin.
Dikte edildiği gibi hepimize, derin bir iç çekelim, şöyle bir silkelenelim.
"Yaşasın kadınlar günü !" diyerek haykıralım,
Kimbilir ?Nerede? Ne zaman? Bir hemcinsimiz daha hakkın rahmetine kavuşturulur şiddet sonucu ülkemizde ,
Varalım seyre dalalım, gündelik hayhuy içinde belleklerimiz boş öylece duralım!
Susalım...
Susturulalım....
Fıtrat Ahu Özçelik
8 mart 2012 Ankara / Aşağı Ayrancı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)