14 Mart 2012 Çarşamba


Sözüm meclisten içeri


Ötekiyle derdi olanlar ülkesinde yaşıyoruz,
Aynaları kırıp başkasının yarasını kaşıyoruz.

Yaşadığımız camdan evleri unutup
karşıya bayıla bayıla taş atıyoruz.
Biz bunu hep yapıyoruz.

Günahı hep başkasının varsayıp,
işaret parmağımızı sallayıp
Millete ucuz talkın veriyoruz,
Zevahiri kurtarıyoruz.

Dönüp bir yol niye kendi gerçeğimize bakmıyoruz??

Nedir bu böbürlenip kasılmalar?
Cümle alemin "hata, yanlış, olmaz" dediğine,
inatla "bal gibi olur, işte, biz yaptık,oldu! " deyiveriyoruz.

Apoletlerimizi kendi kendimize takıp bir afra tafrayla,
Hangi zaferden galip dönüyoruz??

Bir debdebe, bir manasız şaşa ile şuuyu vukuundan beter
nelere imza atıyoruz??

Arkamıza baksak, bir arpa boyu yol aldığımızı göreceğiz diye
Bir hışımla olay mahallini terkediveriyoruz.

"Çoğunluğuz biz gerisi boş!" nidasıyla el etek öptürüp
kendimiz yaratıp kendimiz tapıyoruz.

Durmamaya and içip dört nala giderek,
Dalkavuklarımızdan sürekli  alkış bekliyoruz.

Başka yorum yahut aykırı düşünceyle karşılaşınca diş bileyip,
Kağıttan gemilerimizi derin sulara sürüveriyoruz.

Gürz sallayıp,atadan miras,
"Benim gibi olmayana hak mak yok!" mavalıyla,
"Tez zindana atılalar!" diye buyurup
Ne yaptığımızı sanıyoruz??

Tek renk, olacak şey değil ama,
doğaya da kafa tutuyoruz,
Tek ses, tek yürek, tek dalak, tek böbrek deyip,
Çok sesliliğe tahammül edemeyip ,
yumruğumuzu sıkıyoruz.

Yediğimiz haltları gören gözlere mil çekip, 
ifşa edenlerin ümmüğünü sıkınca,
Biribirimizi tebrik edip terfiilerle takdir ediyoruz...

En kötüsü kendi yalanımıza herkesten önce biz kanıp,
Yedi düvele maskara oluyoruz.

İşlediğimiz kabahatler gözler önüne yanlışlıkla serilirse,
"Külliyen iftira, yanlış anlaşılma, tukaka ve zırva bunlar" deyip
Meseleyi örtbas ediyoruz...

Aslında ürpererek kendi gölgemizden bile,
Herkesin öcüsüyüz sanıyoruz.

Hala saf değiştirtemeyip kıramazsak karşı taarruzu,
Belden aşağı vuruyoruz, it dalaşını yeğliyoruz.

Dev aynasındaki suretimizle övünüp,
kerametimiz kendimizden menkul,
Hiç kimseden çekinmiyoruz.

Ahireti tehdit gibi, şantaj gibi kullanarak,
Cahilin gönlüne korku salıyor,
Aymazlık içinde kendi dünyevi cehennemimizde
kendimiz cayır cayır yanıyoruz...

Aferinleri çok önemseyip bizden olanları
ödüllendiriyor,
Sattıkları kimlik ve ruhları karşılığında onlara
Fildişi kuleler bağışlayıp onları kolluyoruz.

"Eleştiri" kelimesini sözlükte bile görsek
Kaşıntı tutuyor bizi, baldan tatlı öfkemize yeniliyoruz...

Parmağımızı ötekinin gözüne sokunca,
Tepkisine içerliyoruz,
Hele bir yeltensin aynısını yapmaya,
Parmağını kırıveriyoruz.

Kazık kaktığımız sanrısıyla bu dünyaya,
tam yol ileri fütursuzca gaza yükleniyoruz.

Ektiğimiz nifak tohumlarını özenle suluyor,
Etliye sütlüye karışıp sapla samanı harmanlıyoruz.

Söz hakkı tanımayıp bizden güçsüz olana,
Kadına, eşcinsele, fakire, öğrenciye haddini bildiriyoruz...

Geçmişte beğenmeyip düşman bellediklerimizi,
Hala saygı duyup sevenleri bir dünya da olsa,
"Eski putlar" diyerek alaya alıp, mirasçılarını bir bir saptıyoruz.
Yapıştırıp usturupluca suç yaftasını,icaplarına teker teker bakıyoruz...

Horozlar ötüp şafak söküyor, gün ağırıyor diyorlar bize,
Kulaklarımızda birer tıpa, sarılarak yorganımıza,
Daldığımız gaflet uykusundan bir türlü uyanamıyoruz...

Böyle geldik deyip böyle gidiyoruz...
Biz bunu hep yapıyoruz...



Fıtrat Ahu Özçelik
14 Mart 2012
Aşağı Ayrancı- Ankara








2 yorum:

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Burcu NARTER dedi ki...

Ahu blog un super olmus kizim helal olsun sana nasilda guzel yapmissin :):):)

Dur bi de yazini okuyayim :)