Kardeşim devran değişti ama masallar aynı kaldı,
Andersen'i ve Grimm Biraderler'i koyu bir naftalin kokusu sardı,
İndirdim çocukluğumun tozlu raflarından herbirini, güve ölülerini silkeleyerek,
Hayale daldım, gavurun masalını günümüz Türkiye'sinde düşünerek.
Ya bir vardı, ya bir yoktu,
Pireler tellal ve de develer berberdi,
Şimdi pireler yandaş gazeteci, develer "hair designer" oldu.
Evvel zamanı bugüne devşirip samanı kalburdan geçirdim,
Üç beş masalı yirmibirinci yüzyılın tefine yerleştirdim,
Kimine isot kattım, kimine bir iki kuple küçük emrah çeşnisi verdim.
Masalların sonlarını gerçeklerle çarptırıp acı acı bitirdim.
Türk masal kahramanı olmak bugün neymiş, anlayalım istedim.
Haddimi bilmeden , gökten düşen elmaları sizden önce yedim.
Bugünün büyümüş gibi yapan abi ve ablalarına ithaf ederim,
İçindeki çocuğa sahip çıkanlara bilhassa hürmetlerimi bildiririm.
Mahallenin delisi olmak değil aslında hedefim,
Ama mizahla kolkola gezdikçe delilik, bu rütbeye de eveallah talibim....
PAMUK PRENSES: (Grimm Biraderler bu masalı 1823'te, Almanya'da, yıllar sonra aklıevvel bir Türk tarafından ;doğan model arabayı şahine modifiye edercesine; değiştiriliceğini bilmeden yazıvermişler.)
Girizgaha lüzum yok , hikayeyi bilmeyen bu gezegenden değildir bence.
Kocası ölen üvey anne kıl kaptığı pamuk prensesi ormana bir avcı eşliğinde katledilsin diye yollayıncaaaaaaaa bizim kız avcının elinden iyi bir muamele karşılığında güç bela kurtuldu.
Taxim Ormanlarında ; Ulu tinerci ağaçlarının, Yankesici bitkilerinin ve Zampara tilkilerinin yanından sıyrılıp tam kurtuldum sandığındaysa kendini Yedi Cüce'nin meşhuuuuuuuur kerhanesinde vesikasız çalışırken buldu. Yapılan ani bir baskında fişlendi ve kodese yollandı.
Pamuk teni orada iyice kirlenip soldu, karaya çaldı.Temiz ağzı bozuldu, üvey anasına okkalı bir sinkaf savurdu. İşbu nedenle "P" harfi düştü ,yerine imamevindeki yüksek ablalar tarafından oy birliğiyle "Y" harfi kondu. "Yamuk Prenses made in TR" oldu.
"Gel kız ağnnnnatsana acık masalını da şöööle bi gülek, soğna da çay dök hepimize hadeee." gibi muhabbetlerle masaldan gerçeğe jet hızıyla bir geçiş yaptı. Grimm Biraderler'in mezarda kemikleri sızladı.
Bizim kızın halen Adana pavyonlarında icra-i sanat eylemekte olduğu rivayet olnur.
Yedi cüceye gelinceeeeeee, biri milletvekili adayı oldu, biri AIDS'ten eşek cennetini boyladı. İkisi hapisanede telef oldu, diğer ikisi emlakçı süsü vererek sahte kumarhane işletmeye soyundu.(Toplam kaç oldu? Altı. Dur bi tane daha ekleyeyim.)
Neşeli olanı dünya işlerinden elini eteğini çekti. Kendini toptan dine verdi, üç beş sureyle biriki hadis-i şerifi ezberledi, sakalını sıvazlayıp cübbesini giydi, hoca efendi olup köşeyi birkaç kez döndü.
Üvey anne mala mülke bir güzel kondu, konuşan aynayı kırdı, yerine ayna kılıklı bir "image maker" tuttu.Paparazzileri "şen dul" olarak peşinden epey koşturdu.
Prense mi ne oldu??? Bu devirde prens mi kaldı yahu?
Kimse eremeyince muradına bize kerevet merevet yalan oldu....
CİNDERELLA (Fransız masalı, 1697'de Charles Perraut abimiz yemeyip içmeyip yazmış, ben bozuyorum.Okuyuverin anacım..)
Nam-ı diğer Kül kedisi.
Bu kızımız da pamuk prenses gibi babasının tüm servetini (Bodrum Yalıkavak'ta devre mülk, Etiler'de ve Bebek'te ikişer daire, bankada yüklü bir vadeli mevduat hesabı, memlekette on dönüm arazi, Çınarcık'ta yazlık ) göz göre göre üvey trioya (kokoş anne ve gudubet kızları) kaptırdı.
(Babalar günümüzde de üvey anaya mal mülk almaya haaaaalaaaa bayılıyor. Bu yüzyılda da burası aynı kalıyor masalın.)
Kızkardeşleri zengin koca namzetleriyle "güvercin takla", "elim elinde, elin neyimde" gibi zeka oyunları oynarken bizimki mutfakta ,ocağın yanında ,en ucuz marka sigarasını iyilik perisini beyhude bekleyerek tellendirdi.
Sonra baktı gelen giden yok, umudunu kesti. Kabaktan tatlı yaptı , fareleri zehirledi. O sırada çöpü almaya gelen kapıcının oğlu "gel kaçalım kız" deyince pabucunun tekini giyemeden kaçıverdi. Bi çabuk halvete girip arka arkaya üç oğlan bir kız peydahlayıverdi.
Hayırsız kocası iki yakasını bir araya hiç bir zaman getiremeyince bizimki gündelikçi oluverdi. Günlüğü 80TL'ye temizlediği evlerde atılacak dergilerin kapaklarında "falancagillerin oğlu filancayla görkemli bir düğünle dünyaevine giren" üvey ablalarına bakıp sicim gibi yaş döktü.
Ne külü kaldı geride ne de kedisi...
Gökten onun payına 9 numaranın çöpü bir de unuttuğu plastik ayakkabısının teki düştü...
RAPUNZEL : (Bunu da bizim Alman kardeşler Grimms yazmış)
Ben Remziye diyorum.
Remziye'nin anası birgün marketin birinde zengin bir kadının alışveriş sepetinden rokfor peyniri, çilek bir de üzerine bitter çikolatayı ona hiiiiç çaktırmadığını sanarak bir güzel aşırır.
Anası fakir ve düpedüz özentidir ve evdeki bulgur ve makarnadan gözü dönmüştür de ondan bu hırsızlığı yapmıştır. Yoksa Rokfor'u nerden bilecek allasen.
Paranın satın alabileceği herşeye sahip ama bir türlü çocuk sahibi olamayan, çok taşlı, İstanbul Türkçesi konuşan abla, Remziye'nin anasını şişmiş karnı yüzü suyu hürmetine affeder. Kadın bizimkileri takibe alır , önce bunları iyi bir besler, doğumda cumhuriyetini takar, pastaneden bebek şekerleri yaptırır. Sonra da ağzındaki baklayı çıkarır "Sizin yanınızda bu kız zayii olur bana verin,ben okutup büyüticiiiiim" der.
Remziye'nin çarıklı, şark kurnazı anası "Nasıl olsa biz dışarlıklıyıh,alllaaan emri daaaa ben üç beş doğururum, sen bize Gültepe'den bir gecekondu, bir de elden düşme bir Serçedes alacak gaymeyi ver, gız senindir."deyip fiyatını açıklar.
Zengin Abla, Remziye'ye paranın vereceği herşeyi verir, onu kolejlere yollar,özel hocalar tutar, Bebek parklarında, İstinye Parklarında neyin tur attırır amma nafileeeee.
Remziye nato mermer nato kafadır. En sevdiği yemek bulgur ve en sevdiği ders Din Kültürü ve Ahlaktır.
Saçı kıçına değer, aklı boş bir kızdır.Arkadaşları cefe, pastane, sinema gezerken bu evde oturup ya tavana bakar ya da sabahtan akşama Flash TV'deki Evlere Şenlik, Dest-i İzdivaç ve Gerçek Kesit gibi "sosyal içerikli" TeVe programları izler durur.
Bir gün badem bıyıklı, nur yüzlü bir abiyle bir parkta karşılaşırlar.Gayet namuslu ve uslu uslu menkıbelerden ve sahabelerden, peygamber efendimizin iyi ahlakından konuşmaya başlar abimiz. Bizim kız bu kar beyaz çoraplı, fıstık yeşili takım elbiseli, gür kara saçlarını limon suyuyla yana taramış, tespihli, ucuz gülyağı ve hafif ter karışığı kokusu olan al yanaklı delikanlıya abayı yakar.
Diğer buluşmalarında abi ona kapanmanın faziletini ve saçının çok uzun olduğunu, sıkmabaş bir stilin onu ne kadar açacağını anlatır. Mantonun uzununu, eşarbın dallı güllüsünü, sürmenin her türlüsünü ballandıra ballandıra tarifler.
Remziye mest olmuş, bizim dini bütün diğer tüm değerleri yarım abiyle gizlice imam nikahını kıyıvermiştir bile.
Suzan Avcı kılıklı, varsıl analığı , olan biteni öğrenince sekte-i kalpten hakkın rahmetine kavuşur. Ölüm hak miras helal olunca da Remziye ve helali paralara bir çabuk konar ve devrin önemli, söz sahibi kişilerinden oluverirler.
İlk iş evlerini haremlik selamlık olarak böler, her tatilde Umre'ye giderler. ABD Pensylvania'daki dostları sayesinde de muhabbetlerine muhabbet katmışlardır zaten.
Söz dinleyip 5 evlat yaparlar ve ölen analığın adına da ayıp olmasın diye bir çeşme bir de imam hatip okulu yaptırırlar... Rokfor peynirini gavurun bozuk küf kokulu peyniri diye semtlerine bile sokmazlar elbet....
Remziye mutlu, dini bütün bir falanca parti kadınlar kolunda faaliyet gösterir, kokulu abi ihalelerden ihale beğenerek kırk katlımı, kırk yatlı mı kontartlara imza atar dururlar.
Gökten düşen hurmaları parti seçim kampanyasında dağıtırlar, çooooooook kıyak bir hayat yaşarlar.
Amin.
HANSEL VE GRATEL : ( Yine Alman biraderlerin işi. Şaka maka İkiyüz yaşına girmiş bir masal.1812 de yazılmış.)
Hani iki sevimli evlat yine üvey ana kumandasındaki aciz ve uçkur düşkünü, heder olasıca babaları tarafından terkedilmek üzere yola çıkmışlardı ya. Hatırladınız mı??? Hah işte o yanaklarından kan damlayan, mavi gözlü,temiz pak giyimli kadersiz masal kahramanları var ya....
Attıkları lokmalarla geride bıraktıkları evi bulmak için çıktılar ya. Devir bozuk şekerim...Lokmaları sen organ mafyası bul, bunları tenhada kıstır ikisinden de bir güssssel sakatatı toparla, topukla kaç. (Ay çok dramatik bir giriş oldu...)
Bu garipler aval aval gezerken bu seferde şahane bir pastaneye aç bilaç dal makaron, milföy, ekler allah ne verdiyse gövdeye indir.Pastanenin sahibi Sübyancı Suphiye sen bunları bul. Başka herbişeylerden üçer beşer ısmarla sonra eve davet et.
Pornocu Peyami'ye bir telefon çak, çocuk pornosu olayına tam gireceklerken gürültüden şikayetçi alt kat komşuları tarafından çağrılan polis evi bassın , çocukları son anda kurtarsın.
(Zor aldım virajı...)
Fakat rivayet odur ki çocuklar hala Kadıköy minibüs duraklarında dilenmektelermişşşşş. Bahtsız bedeviden hallice hala ekmek kırıntılarını buluruz sanarak hem de....
(Makaronlar mı dokundu ne???)
Babalarına mı ne oldu? Allah cezasını versin! Kart horozkendinden yirmibeş yaş küçük karısından çocuklar doğurup "geçmişe mazi ,yenmişe kuzu" demiş. Mutlu mesut kendi cehenneminde evrilmiş...
Gökten bize Hansel ve Gratel'in aç bilaçken yediklerinin kırıntıları düşmüş.....
JACK VE FASULYE SIRIĞI (Yazarını unuttum !)
Jack ve anası üç sihirli fasulye denesini "Bizi zengin edecekler!! " diye kandırıldıkları akıllarının ucundan bile geçmeden gece gündüz demeyip ha babam de babam sürdükleri tarlaya bi güzel ekmişşşşşşş.
Fasulyeleri besmeleyle ve itinayla toprağa gömerken üstüne okunmuş su dökmüş ve beklemeye koyulmuşlar. Fasulyeler ayşe kadın mı, şeker mi,dermason mu , horoz mu hiç ama hiç bilememişler.
Türk eğitim sisteminin orta okul birinci sınıf fen bilgisi dersindeki “klasik fasulye yetiştirme deneyinden" kendini bir halt sanan Jack anasına bir sürü palavra sallayıp garibimi umutlandırmış.
Kendi yalanına kendi de inanan TV Herbalistleri gibi bir caka,bir hava bizim Jack efendi bir müddet ortalarda "fasulyeden" zengin bir havayla gezinmiş.
Sihirli olmayı bırak, binbir emek yetiştirilen fasulye hem kılçıklı, hem ensiz, hem böcekli çıkınca bizimkisi dellenmiş. Yılmamış, geri kalan acıcık sağlam mahsulü yine de satmaya yeltenmiş. Fakat Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı o sıralar GDO 'lu ürünlere ambargo koyduğundan Jack'in uyuz ürününe burun kıvırmışşşşşş... Bunu öğrenen Jack'te bu durumda balatayı sıyırmış.
Makus talihine küsen ana oğul komşuları kel oğlan ve anasına kilo kilo fasulye gönderip günde kendileri de üç öğün fasulye yemekten her daim bol bol, kokulu kokulu yellenir olmuşlar. Gelgelelim doğal gazdan ve kuru bakliyattan tasarruf etmişler.
Cephane sağlam olunca tabii yorganları 10 santim havada yellenip durmuşlar. Bedbaht ve iyice sefilleşen ana oğul fasülyeyi herşeyle karıştırıp deney yaparlarken, günlerden birgün ilginç bir lezzet yakalamışlar.
O sırada tam da oradan geçmekte olan CNN Türk'ün kadrolu gurmesi Mehmet Yaşin de "Bu damak çatlatan bir lezzet ! Helal sana olm Jack !!!!" deyiverince ana ogulun yarattığı şekerli fasulye pastası yani KFC, yani "Kentucky Fasulye Cake"'i yaratmışlar!!!! (uçuşun böylesiiiii...)
Elalem bu tada bayılmış, siparişler artmış, Jack turnayı gözünden vurmuş. Yıllar yılı bu tatla Jack'in fasulyesi dillere destan olmuş.
Sonra birgün Kentucky'li gözlüklü ,beyaz bıyıklı, top sakallı bir amca pişirdiği üç beş parça tavuğa bu ismi koymak için Jack'e eşek yüküyle para vermesin mi !!!! Jack Efendi cukkası sağlam, mesuuuut ve bahtiyar olmuşşşşşş. Paraları saymaya ömrü yetmeyeceği için harcamaya koyulmuş...
Kıyak emekli ve zengin Jack hayatının geri kalanında bırak fasulye yemeyi fasulye tarlasının yakınından bile bir daha geçmemiş.
Gökten KFC Chicken combo düşmüş, onu da Jack ham yapmışşşşş.
( "Bu masalda sponsorumuz KFC'ye teşekkür ederiz "diyecem ama bedava reklam yaptım .)
Diğer masallar yakında bu kanalda.
Kaççççın sakırmayın.
Yani sakın kaçırmayın!
Afu Össsçelik ( masalcı ablanız, taklitlerinden sakınınız...)
Ankara Mayıs 2012
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder