7 Mayıs 2012 Pazartesi
Süt ve Sanat
Çocukluk gökyüzündür senin, şahsi,
Nereye gidersen git bundan gayri,
Peşindedir, gölgen sanki...
Çocukluğun sıcacık bir battaniye yahut ,
Tavuk suyuna, limonu bol, dumanı tüten bir çorbaysa
nesindir?
Ya da ne olursun ?
Yeni açmış ama ayazda kalmış, gül goncasıysan,
yanlış mevsimin birinde?
Mutluluların ve huzurun evrenindeyse çocuk halin,
Gelir keyfin ömür boyu,
Tasalansan da bulursun,
El yordamıyla da olsa bir çıkış yolu.
Tükenmiş ilişkinin ya da hırpalayan öfkenin zoraki atmosferinde,
başlamışsan büyümeye,
Hep birşeyler güdük kalır gönlünde,
Ne kadar gelişse de bedenin.
Nesneysen, taşınan, götürülüp getirilen,
yedirilen ve büyütülen,
Hep nesne kalacaksındır, kesin,
Yazılır alnına daha el kadarken kaderin.
Soruluyorsa fikrin, alınyorsa gönlün,
Kıymetini bilirsen ufaklıktan daha "Afedersin"in ya da
İçten bir "Teşekkür"ün,
Adam olursun ,eğilip bükülmez, som olur, hem ruhun
hem de karakterin .
Kanatlara, mutlak bilgiyi arayıp bulmak için,
ve köklere, unutmadan kim olduğunu yarınlar kurmak için,
sahip olan adamı,
Kimse tutamaz, dünya denen hediyesi bol cennette....
Fakat büyüyorsan yozlaşıp değiştirilen bir sürü değerin gölgesinde,
Bugün kesin olana yarın bakılıyorsa vatanında şüpheyle,
Mantık da felsefe de mesnetsiz, loş bir boşlukta sallanır .
İçtiğin sütten bile soğutulursan daha küçücükken,
Hangi beyazlık seni tüm karalardan kurtarır?
Eğlenmek için gönlünce birşeyler kurgulayıp oynamak,
evcilikle veya savaş oyunlarıyla başlar,
Her insan yavrusunun evriminde.
Sonrasında okur, yazar, çizer,dinler, tasarlar,
Aydınlanmanın doğru evinde.
Salt ilahiyat ve getirdikleriyle dolarsa dağarcık,
Deşifre edilemeyen yabancı bir alfabeyle,
Yerinde sayacaktır beyin bin yıl evvelinin ihtişamlı ama müphem gerçeğiyle...
Ökseye tutulmuş ve bilimden uzaklaşıp başka zaman ve mekanın,
Tüm külliyatıyla dolan, küçük dimağı,
Ancak ve ancak sağaltıcı ve yüreklendirici gücüyle sanat rahatlatır,
Vantilatör olur havalandırır,bir güldürür, bir ağlatır,
Ama son kertede daima insanlığını hatırlatır.
Yedi düvelde hal böyleyken böyledir,
Süt beyaz ve temiz, sanat hür ve modern diye ,
Evelallah ne papa kızar ne haham cezalandırır.
Laikliği sindiren her toprakta bilim, sanat, teoloji ,
Kendi kulvarlarında pek ala kardeş kardeş yaşatılır.
Laubalilikle şirinliği,
Yobazlıkla dindarlığı,
Recm edilmekle karikatürü çizilmeyi,
Ben üfürdüm olduyla gerçek edebiyatı,
Erotizmle pornografiyi,
"Mahsusçuktan"la gerçeği,
Mizah ,matrak, ve gırıgırla,
Ciddiyet, resmiyet ve formaliteyi ,
Ayırdedemeyen,
Örümcek kafalı, kinli,dinli, cinli...
Yabancıyı nasıl olursa olsun gavur, kefere,
dindaşını kim olursa olsun kardeş ve aile belleyen,
kendini tanımaktan aciz, güdülmeye muhtaç kimliksizliktir,
Sütü ve sanatı elinden alınan çocuğa biçilen...
Tiyatronun "şehri "de vardır "devleti" de dünyanın her köşesinde,
"Işığı alnında ilk gören" olarak bir zamanlar tanımlanan,
Bugünse "entel bozuntusu, solcu parçası" diye yere çalınan,
Sanatçıların mağdur edildiği bir ülkede,
Sütü bozuklar!!!!! Ya silkelenip kendinize gelin,
Ya da geldiğiniz gibi artık gidin!
Fıtrat Ahu Özçelik
7Mayıs 2012 / Aşağı Ayrancı -Ankara
3 Mayıs 2012 Perşembe
Sana dün bir çukurdan baktım aziz İstanbul
İstanbuldayim, bahar sarhosuyum...
Erguvanlar, mor salkımlar, laleler arasında, icim gecmis, mayhoşum.
Boğaziçi, Adalar, Moda ve Bağdat caddesi,
Asmalımescit, Cihangir, Nişantaşı, İstiklal Caddesi,
Cüzdan ve karaciğer düşmanı sadece birkaç durak burada...
Mahşer provası yapılıyor yine , her sıfatla yeniden ete kemige bürünen 'megaköy'
İstanbul'da.
Mistik, kakofonik, grotesk, pikaresk ve bir o kadar da arabesk!
Ortadoğu ve küçük Asya'nın sekizbin yaşındaki en seksi dişisi ,
Foyasi dökük mücevheri, fakat hala mihrabi yerinde, marifeti meshur kevaşe eskisi,
Yedi tepesi delik deşik edilmiş, yeryüzünün mutevvefa cenneti,
Kimi neyi ararsan kolaylikla Mevlanı da belanı da bulabileceğin dünya sehri.
Çarşaflısından tut , kıçının çatalını açanına kadar, her türlüsüyle karşılaşırsın burada belli.
Purosunu yatında tüttürüp Proseccosundan bir yudum alanına da,
Arkasından dört karısını tespih tanesi gibi dizmiş sakalı belinde,
Şalvari götünde, çatık kaşıyla bin yıl öncesine hayran yaşayanına da ,ancak,
Balonsuz karikatürize tiplerin anavatanı , bu kentte, başbaşa yaşarlarken rastlarsın.
Bir kent ki içinde yaşayıp daha denizi görmeyeni de var,
Bizans'ı kahpe belleyip Fatih Sultan Mehmet'i yalnızca köprü adı sananı da var.
Miskamberden çürük dişli ağız kokusuna,
Yeni yetme garsonun terinden ,asgari ücret fiyatında parfümü boca edip gezinen assolistin kokusuna kadar,
Her tür rayiha karışmış danseder durur İstanbul semalarında.
Kafası karışık gariban yayalar, jipine kurulmuş sıkma baş ablalar,
freni patlamış dev tırlar,
Klavuzsuz salınırken Boğaz'ın sularında yalılara bindiriveren afallamış tankerler,
Yolların sahibi sanrısıyla tozu dumana katan minibüs şoförleri ve turist avında köpekbalığı gibi trafikte sinsice yüzen taxiler....
İster inanın ister inanmayın hepsi hercü merc olmuş su Sehr-İstanbul'da...
Yangınlarla, depremlerle,sellerle, kuşatmalarla gitgide kasarlanmis,
Her göç dalgasında biraz daha tuhaflaşıp başkalasmis,
On yılda bir gömlek değiştirip nice katliamlara gözlerini kapamış,
Ne kadar boka batsa, değeri taşrada altın fiyatı gibi hep artmiş,
Başkent olmasa da eski payesine sımsıkı sarılmış, derdi de dermanı da bol İstanbul...
Müptelan ve müdavimin her daim ne çok , sana da yazık ,
Ne yapsan yeridir bu gözü dönmüs 'İstanbulluyum 'demekten gururlu ,
Ve seni bu hallere sokmaktan sorumlu, densiz insan güruhuna...
Aziz İstanbul...
Suadiye'li afu Suadiye'den bildirdi, şimdi reklamlar.....
Afu Enhakikiozcelik
Mayıs 2012 Istanbul
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)