Cümbüşçü Sefa'nın ürkek,tıfıl ve kimbilir kaçıncı çocuğu,
Hep akar ne kadar çekse de düğme burnu,
Kar, yağmur, çamur fark etmez hep bir çift naylon terlik sıska ayağında,
Kah ıslak kah çamurlu.
Yaşını kimse bilmez, olmamış sanki doğumgünü,
Çöpü dökerken ilişip kenara anasının doğuruverdiği,
Dar,kirli,kalabalık odalarda büyütüp
sokaklara salıverdiği,
Satabilsin diye bisssürü kaat mendili.
Bilse ki yarayacak işe,
Çamaşırsuyuna yatıracak kendini,
Acıcık benzese diye bembeyaz abilere
Yalvar yakar ellerine selpakları tutuşturuverdiği...
Vitrinlerde oysa gördüğü sadece gözlerinin akıyla
dişleri hariç benziyor kapkara ,çelimsiz bir oğlağa,
İtilip kakıldıkça vahşi İstanbul sokaklarında,
Büyüyen kinine nerden bulup takacak bir tasma?
Çiçekçi ablalarından afırdığı sulu bir lafla,
Gönül alıyor satın alınmayan her bir paket selpağa,
"Caanın sağolsun be abla."
Olsa olsa on onikidir, ama favori şarkısı "Batsın bu dünya"
Jilet atan, tiner çeken, dövüp söven ve
can acıtanla işi olmaz onun,
Orhanbaba'dan çalınca eniştesi klarnetiyle bi lokma,
Değemez keyfine kimse gamzeli kara boncuğun.
Okuma yazmayı kendi sökmüş, yaşamının sırrını bulmuş,
Şifreyi çözmüş adeta,
Yapar usul usul kendi kendine hem çıkarma hem de toplama.
Bir İlkbahara ,bir de baylır anasının mamalikasına,
Damı mavi sema, bulutlar pamuklu yorganı,
Sekerek gezer ,delik deşik eder,
taşına toprağına altın demediği arsız İstanbul'u.
Fıtrat Ahu Özçelik
Aşağı Ayrancı- Ankara
23 mart 2012
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder